Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

8.11.14

Hayatımın Gri Kısımları

Bu aralar ruh halim tam bir Ebru Gündeş. Dertler benim çile benim takılıyorum. Sorsanız dünyanın en büyük derdi bende. Nankörüm nankör. Dışardan flash tv gibi görünen ruh halim, içime bakıldığında samanyolu'nu yansıtıyor. Anlamsız bir şekilde hayatın sillesini yemiş gibi hissediyorum. Ve tabi ki her yazımın bir kısmında geçen ' insanları anlayamadığım ' kısmı bu yazımda da mevcut.

Sırf Ebru Gündeş gibi hissettiğim için  yazmak istedim. Gönül isterdi ki sesim de bu kadar gür olsun şarkılarla anlataydım derdimi. Ama tabi ki standart bir insan sesine sahip olduğumdan bu işlere devam etmedim. Evet devam etmedim diyorum çünkü küçük çaplı - duşta olsun, yayına girmeden önce stüdyoyu hazırlarken olsun, yemek yaparken olsun - denemelerim oldu. Baktım hayran kitlem azalıyor hemen bu işleri bırakıp medya hayatıma kaldığım yerden devam etmeye karar verdim.

Medya hayatı demişken, allahınız varsa ya da ne biliyim her neye inanıyorsanız girmeyin bu amına koyduğum sektörüne. Ne iş var ne de para. Hayatta torpilsiz olanlar olarak sömürülmeye ve köle gibi çalıştırılmaya mahkum bırakılıyorsunuz. Baba bi torpiliniz yoksa küçük kanallara ya da belli başlı gazetelere mahkumsunuz. Zevk işi. Valla zevk işi. Ben kaçanı bile gördüm. Diyosanız ki ben paramı 2-3 ay gecikmeli alsam da olur, hatta ve hatta cüzii miktarlara gece gündüz çalışırım.. Eyvallah kardeşim büyük küçük farketmiyo buyrun gelin.

Konu buraya nasıl geldi farkında bile değilim. Düşününki kafam o kadar karışık, o kadar dolu.

En son insanlar diyoduk sanırım. Yok kardeşim ben anladım, insan ırkının birbirine faydası yok. Ne geliyosa insandan insana geliyo şu amına koyduğum gezegeninde. Benim kadar hümanist bi insanı bile böyle bi düşünceye sürükleyenler, varolunuz efendim.
Sanırım bu yüzdendir Ahmet Kaya'yı bu kadar nedensiz sevişim. Sesindeki o ton şuan bütün yazdıklarımı anlayabilecek ve anlatabilecek kıvamda.

Sonuç olarak sayın okur ;
yazdığım bu yazının ne bir amacı var ne de bir anlamı.

Böylece bırakıyorum dağınık kalsın.
Bir ara gelir toplarım.



18.7.14

Mutlu Yıllar

Bir kere daha büyüdüm bu gün teknik olarak.
İlk doğum günümden beri dilediğim dileklerimden vazgeçtim artık. 
Olmuyor. 
Hep bir umutla yaşanmıyor. 

Beceremedim ben sanırım büyümeyi.
Yaşımla beraber büyüyen tek şey kalbim oldu.

Bu gün Retroturk'te çalan Seyyal Taner - Neden Gelmedin şarkısıyla uyandım.
Başlangıcı hüzünlü yapan bir insanın günü nasıl geçerse benim ki de öyle geçecek işte. 
O yüzden kendimi bu duruma erkenden alıştırmaya çalışıyorum.
Ha bir de bu gün sabaha kadar çalışıyorum. ( bkz: Hulki Cevizoğlu ile Ceviz Kabuğu )

Mutlu yıllar bana o zaman.

Aloha.


Sen Gel Bence

Öyle sanıyorum ki bir çırpıda büyüdüm. İçimi büyüttüm. Kalbimi, duygularımı, değerlerimi büyüttüm.. Hayatın tarafıma ne denli olgunluk gösterdiği ortada.. İş başa düşüyor ki kendi dersini bir güzel sindirmek zorunda kalıyorsun.

Hümanist bir insan olmanın getirilerinden biri olsa gerek, herkesi haddinden çok sevebiliyorum. Tanımadığım, görmediğim, duymadığım birini sırf yazılarından sevebiliyorum. Bir çok insanın gerçekte idrak edemediği "Aşk" ın görülmeden de yaşanabileceğine inanıyorum. Demeyiniz ki bu kız sanal seviyor. yok efendim öyle değil. Hemen aklınızdaki soruları yanıtlıyorum. Biz ( ben ) çok yoğun çalışan insanlar olarak, gecemizin gündüzümüzden ayrılmadığı zamanların bolluğundan; bırakınız sevmeyi, sevişmeye bile vakit bulamayan insanlarız. Gönül ister ki ben de sevdiceğimin saçlarına okşayayım, ben de sabahları kalktığımda işe gitmeden önce ilk onu göreyim yanımda, yastığımın soğuk tarafında. Ama olmuyor efendim. Ya gelen vakitsizlikten sıkılıp gidiyor ya da zaten bunu umursayacak kadar sevmiyor oluyor. O yüzdendir ki ben genelde iş arasında sevdim. Ama ciddi ciddi sevdim. Bayaa büyük sevdim. 




Günümüz teknolojisi ve insan beyni gereği, yurdum insanı ne kadar iç-dış güzellik meselesini oto-yıkamacının iç-dış yapışı gibi anlasa da olay benim açımdan öyle değil. Hiçbir zaman da olmadı sanırım. Dedim ya görmem duymam bir yere kadar, insan en çok yazınca belli eder kendini. Dünya güzeli de olsan bir şiir değilsin benim için. Eğer kalemin yoksa, kağıdı karalamamışsan bu yaşına kadar ; çok büyük sıkıntı var demektir. İnsanları kelimelerinden tanırsın. Kurduğu cümlelerden , o kelimeleri cümle içinde dans ettirişinden tanırsın. Yar'in olacak adamın kelimeleri tükenmemeli. gerektiğinde kıvırabilmeli. Kelimelerle nefes almana yardımcı olmalı. Romantik kelimelerden bahsetmiyorum elbette yanlış anlaşılmasın. Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilir. Romantik hiçbir şeyi sevmem. Mum ışığında yemek yenmesinden, çiçeklerden vb. size romantik gelen hiçbir şeyden haz etmem. 

Bir önceki paragrafa bakınca sevdiceğimi bulabilme olasılığımın yüksek olması gerekiyordu. Aksi gibi o ihtimal hiç yükselmedi. Yapamadım. Beceremedim " sade " sevebilen adamı. Kaderimin alengirli bir oyunu sanırım bu bana. Ya işin ya aşkın gibi bir soru da gelmedi halbuki bana. Ha gelseydi cevaplayabilir miydin diye sorarsanız, elbetteki görmezden gelirim sorunuzu. Duymamış olayım böyle bir soru. Sakın ola birinizle dışarda bir yerlerde karşılaşırsak sormayın sakın bana. Kendimden korkarım. Cevabımdan korkarım..

Beni anlayabiliyor musunuz inanın hiçbir tahminim yok bu konuda. Ama eğer ki bu yazının içinde dört dönen adamı anlayabiliyor ya da öyle biri olup olmadığını düşünüyorsanız sizi aklınızdaki sorularla başbaşa bırakıyorum. 
Siz bu yazdıklarımı okurken bile çok büyük bir ihtimalle ben çalışıyor olacağım. Sevmeye büsbüyük aralar vermiş olacağım. 
Beni kelimelerinle sevene kadar çok büyük bir ihtimalle, ufak bir uyku uyuyacağım..






Sonra belki çay içeriz. 
Şansımız varsa yağmur da yağar. 
Damlalara huzur yüklemece oynarız.
Güzel şeyler olur belki.
Sen gel bence.



...



9.5.14

Sen Gidersen

Sahip olmadığım kelimelerim var benim. Cümle haline geldiklerinde aitliğini daha da yitiren, kişiler tarafından anlamsızlaştırılan kelimelerim. Yorgunluğum ve tükenmişliğim ne yazık ki yazılarıma da geçiyor. İster istemez okuru sıkıyor ve bunaltıyor olabilirim. Ama inanın bu ara sahip olduğum tek şey bol sıkıntı ve çözümü olmayan problemler. 
Hayatımın durma noktasına geldiğini düşünüyorum. Keşke daha güzel bir anında durdurabilseydim. Keşke engel olabilseydim zamanın bu denli sıkıntılı ilerlemesine. Monotonlaşan hayatımın gözlerimin önünde daha da berbat olmasına dur diyebilseydim. 
Mesela ' sen ' li zamanlarda durdurabilseydim.. Keşke senin olduğun zamanki gibi kalabilseydi her şey. Biraz daha sadeydi o zaman kelimeler. Biraz daha durgun, biraz daha kız çocuğu.. 
Sen yokken kelimelerim yok. Kalbim olabildiğine yalnız. Ruhum sen öte..
Sen yokken dolmuyor damarlarıma kan. 
Islatmıyor yağan yağmurlar.
dokunmuyor bebek kokuları.
sevmiyorum bıyığı olan insanları. 

Sen yokken en çok neyi seviyorum biliyor musun ?
Şiirleri..
Şairler en büyük aşığım. 
En anlamlı kelimeleri sen.
Devrik cümleleri seni anlatan. 

Hem ;

Sen gidersen sesin gider 
Kokun gider yüzün gider 
Ay dolanır pusularda 
Tenim titrer gecem biter
Sen gidersen başkent gider
içim üşür ayaz düşer
İzmir'de Konak meydanı
İstanbul'da Taksim düşer
Sen gidersen canım gider
Adın geçer içim titrer
Şu dağlanmış yüreğime
Sevda denen akkor düşer
Sen gidersen herşey gider
Sesin gider,sesim düşer
Sen gidersen ey sevgili
Ben biterim,şiir biter...

23.3.14

Abilerin abisi Murat Gürman

Hayatta işimden önce en önemli şeyin her zaman patronum olduğunu düşündüm. Aslında bunu düşünmeme sebep kendi patronum. Patron dediğime bakmayın abilerin abisidir kendisi. Görüp görebileceğiniz en iyi ' üst ' tür. Yeri geldimi kızar, bağırır ama bağırırken bile dudakları titrer. İyi gününüzde de kötü gününüzde de yanınızda olur hep. Eski sevgiliniz yeni birini bulduğunda ne kadar ' şimdi elele geziyolardır, acaba napıyolardır ki, sen de çalışıyosun işte onlar beraberken ' dese de bilirim ağlamıyım diye tesellinin en büyüğünü eder. Kalbi o kadar tertemiz ki, diğer insanlardan çok rahat sevebilirsiniz onu. Daha önce birinin hastalığı için istediğiniz izinlerden dolayı, tekrar izin istemeniz gerektiği zaman telefonu ' yine kim hasta, yoksa bu sefer de sen mi hasta oldun ? Tamam tamam gelme yarın gelirsin ' diye açar ve doğru düzgün konuşmanıza bile müsade etmez. Bilir çünkü kimse için değil, sırf ona laf söylemesinler diye bile gelirsiniz işe. Ama o yine de izin verir. Genelde ' Gerizekalı ' der yakın olduklarına. Ama öyle dediğine bakmayın, öyle sever o. Kendisinin ham maddesi samimiyetten gelmektedir çünkü. Nereye giderseniz gidin sizi biraz mahçup eder. Çünkü hesabı genelde kendisi öder. Yani manen borçlandığınız yetmiyormuş gibi maddi olarakta borçlanırsınız. Yan odasında eğer o çalışırken çok gülerseniz duvara vurup uyarır, sonra hızını alamayıp yanınıza gelir ' yavaş gülün lan çalışıyoruz ' der. İş'te boş vakit bulunursa genelde onun odasında toplanılır. Küçük bir piknik ortamı dizayn edilir. Sürekli diyete girer ama etçil olduğu için genelde o diyet bozulur. Sayemde tarçınlı su içmişliği bile var. Ama korkmayın diyete yine başlar. Genelde ekibi kızlardan oluştuğu için kız muhabbetlerine ve dedikoduya alışıktır. Sigaradan nefret eder. İçiyosunuz diye de bir ton laf söyler. Bilgisayarının altına soğutucu olarak bardak altlığını koyar. Haberden nefret etse de medya sektörüne girdiğinden beri ' haber ' peşini bırakmamıştır. Program insanıdır ama kendisi. Bir şeye sinirlenmişse, konuyla alakalı olup olmaması önemli değil, gözü kimi görürse ona kızar ama sonra hemen geçer. Anlarsınız zaten bişey söylemezsiniz. Bilirsiniz çünkü kalbini, içini, kafasından geçenleri. Her cuma " masamı yerinde istiyorum yoksa ... " şeklinde tehditler savurur. Masasına aşık bir adamdır kendisi. Kızı var  Ela. Dünyalar tatlısı. Küçücük minnoş bir şey. Sevgi abla var eşi. Çok sever kendisini. Çokta sıcak kanlıdır tatlıdır. Tıpkı kendisine benzer aileside. O yüzden iş yerinde de aile gibi olursunuz onunla. Çünkü aile kavramını çok iyi bilir.

İşin özü bal gibi bi adamdır Murat abi.
Şartlar itibariyle bi eksiklik yaratıp gitti bir kaç gün önce. GS TV de başladı. Giderken hem sevindik hem de çok üzüldük. Ağlamadık ama ağlamaktan beter olduk. O da anlamış olacak ki pek bozuntuya vermedi. 

Şimdi Murat abiye sesleniyorum, 
olaki yeni ekibini bizden daha çok seversen kan çıkar.
Senin gibi patron görünümlü ama özünde abiden daha öte birini bulamicam diye çok üzülüyorum. Sektörü bırakası geliyo insanın diğer patron bozuntularını gördükten sonra.

Vedalardan hoşlanmam.

Ve son olarak, 

En çok biz severiz seni.


Murat Gürman'a saygı sevgilerimle.
Canım abim.


Not: cuma günü masanı yerine getirtmedim. Sırf sen yoksun diye.

16.3.14

Olmadı, Olamadı, Olduramadım


Duygu karmaşalarım giriş cümlelerim kadar anlamsız. Kafasında soru işaretleriyle yaşamaktan yorulmuş biri olarak tek yapabildiğim kahve içmek. Sanki olup biten onca şeyin yükünü hafifletirmişçesine sürekli kahve yapıyorum kendime.

Pazar sabahlarının getirdiği yüksek dozajdaki mutsuzluktan olsa gerek yine mutsuzluğun sınırlarını zorluyorum. Sizce de hiçbir şeyin doğru gitmediği gün bu gün değil mi ? İster istemez yaptığınız ama asla gerçekleştiremeyeceğiniz  onca plan mesela. Kendinize ayırmanız gereken en uygun gündür aslında, ama katii suretle kendinizi bulamazsınız o gün.

Bakınız ben çalışıyorum. Ne kadar kendime vakit ayırmak istesemde olmuyor. Yapmam gereken montajlar ve sorumlu olduğum bir Ceviz Kabuğu var. Mutsuz musun diye sorarsanız değilim. İşimi tahmin ettiğinizden çok daha fazla seviyorum. Ama işim dışındaki her şey mutsuzluk sebebim. Yolunda gitmeyen o kadar çok şey var ki, işimle boşlukları dolduramıyorum.

Cumartesi gecesi telefonum çaldı. Saati umursamayan bir insan evladı umarsızca benim de umursamadığımı düşünmüş olacak ki lanet olası numaramı çevirmiş. Daha yeni dalmışlığın verdiği o tatlı uyku sersemliğiyle açtım telefonu. Telefonun ucundaki ses 1 belki de 2 aydır beni anlam karmaşasına sürükleyenin sesi..
,
Vücudumun neresinde saklandıklarını bilmediğim kelebekler, bir anda o sesi duyunca uykusundan uyanmış olacaklar ki, içimde bir kıpırtı hissettim.


- uyuyo muydun ?
- yeni yatmıştım bi şey mi oldu ?
- canım sıkıldı geçen gün yarıda bıraktığımız filmin geri kalanını izliyodum, o da bitince yapıcak bi şey bulamadım.
- peki bu durumda beni aklına getiren ne ? Benimle bağlantılı olarak bi tek filmi izlemişsin, benim dışımda aklına gelmesi gereken bi insan var diye biliyorum hayatında ?
- evet ama o uyudu.
- peki ya diğeri ?
- diğeri ?
- hani bazı geceler işi bahane edip yanında kalan kız.
- ne alaka şimdi o ?
- bu sorunun cevabını bende nerdeyse 2 aydır kendime soruyorum ama bulamadığıma göre sanırım cevap sende. Sahi ne alaka o kız ?
- bi alaka değil iş arkadaşım sen de tanıyorsun

demesiyle beraber benim kafam daha yeni yerine gelmiş olacak ki " haklısın " cevabını verdim.

- uyku sersemliği işte kusura bakma

 diyerek durumu ne kadar toparlamaya çalışsam da sanıyorum ki sesimdeki gereksiz kıskançlığı anladı. İyi geceler diyebildim sadece. Daha fazla konuşsaydım kafamın neden karışık olduğunu bile anlayabilirdi.

Yine yapamadım sevgili okur. Yine düz yolda yürümek varken engellerle dolu yolu seçtim. Bir pazar daha kutluyorum kendimi.

Gidip kanalın o küçük ve iğrenç mutfağında kahve yapıyım kendime. Başka türlü bastıramam bu duygularımı.


Yazının sonunda beni anlayana gerçekten sarılmak istiyorum.
Kahve de ısmarlayabilirim ?

11.1.14

Çarşamba Sabahı

Çoğu zaman bir şarkıya eşlik ederken buluyorsanız kendinizi, mutlusunuz demektir. Kesin bir yargı olarak düşünün bunu. Düşündüğünüz kadar gerçek olabiliyorsunuz çünkü. Sevdiğiniz kadar atar kalbiniz ve inandığınız kadar varlığınızı hissedebiliyorsunuz.

Giriş cümlelerini sevmesem de her şey orada başlıyor aslında. Nasıl başlarsanız öyle son buluyor cümleleriniz ve her daim günleriniz.
Geç uyanmanın verdiği yorgunluk ve günün yarısını tüketmişliğin getirdiği pişmanlıkla kendime, kendimi affetmem için kahve yaptım. Suyun kaynama noktasına gelmesini beklerken beni yoran şeyin uyku değilde bir takım yaşanmışlıklar olduğunu farkettim.
Telefonum çaldı o sırada. Arayanın O olmamasını dilemiştim odaya giderken. - Yine beceremedim şu dilek işini. - Telefonumun ekranında adı yazıyordu. Gereksiz bir telaş yaşadım bir kaç saniye içinde. Aylar sonra neden aradığına dair hiçbir yakıştırma yapamadım. Kendi kendimle imtihanımı verirken ona özel olarak ayarladığım zil sesi tonu arka fonda geçmişi yad ediyordu. Biraz daha olasılıkları düşünürsem telefonun diğer ucundaki ' terketmenin en çok yakıştığı adam ' sabrını tüketecek ve ben yine olasılıklarımla kalacaktım. Aniden açıverdim. 

- Meraba.
- Meraba nasılsın?

Nasıl olduğumu gerçekten merak mı ediyordu onca aydan sonra ? Ne hakla ! Sanki aylar önce bırakıp gitmemişçesine iyi olmamı mı umuyordu yoksa gerçekten bazı gerçekleri duymak için cesaretini mi toplamıştı.. 
Yine serzenişlerim ön plandaydı.
Aylardır beynimi ve kalbimi yiyip bitiren onca cümleyi söyleme fırsatı bulmuştum. Yalan söylemeyecektim..

- İyiyim, sen nasılsın ?

Neee ! İyi mi ? Bu iyiyim saçmalığı da neydi böyle. Nasılsın diye neden sordum ki aylardır bunu merak edermiş gibi.. Kahretsin ! Standartlaşmış beyin hücrelerimi bu sefer kullanmamam gerekiyordu. Topla kendini ve söylenmesi gereken her şeyi söyle !

- Bildiğin gibi.
- Seninle ilgili bir şeyler bilmeyi bıraktıım.
- Ben.. Özür dilerim.
- Ne için ?
- Tek kelime etmeden gittim.
- Sen gitmeden önce de pek konuşmazdın.
- Evet ama yine de bir şeyler söyleyebilirdim.
- Söylememen işini kolaylaştırdı. Onca zaman sonra zor olanı mı seçmeye karar verdin ?
- Sadece özledim seni..

Bir sessizlik oldu.

" Özledim mi ? Bunca zaman sonra mı ? Bu da ne demek oluyor. Sırf özledin diye hiçbir şey yapmamış gibi beni nasıl arayabilirsin ! " diyemedim. Sustum. Anlamış olacak ki devam etti sözlerine.

- Aramamam gerekiyordu belki de, hayatını bu şekilde alt üst etmeye hakkım yok. Ama tutamadım kendimi. Seni özlemekten alıkoyamadığım gibi aramaktan da alıkoyamadım kendimi. 
- Sana olan kelimelerim tükendi benim. Şimdi hangi cümleyi hangi kelimelerle söylemem gerektiğini bilmiyorum.
- Görüşebilir miyiz ?

Cevabını veremeyeceğim sorulardan bir tanesiydi bu. Beklemediğim gibi ne demem gerektiğini de bilemedim. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu ya da bunu gerçekten hakedip haketmediğine karar verebilecek bi beyin hücrem yoktu o sıra da.

- Beşiktaş sahilinde mesela.

Eski günler geldi o an aklıma. Beşiktaş'ın maçının olduğu gün erkenden Kazan 'a gidip Siyah-Beyaz aşkın keyfini çıkarırdık. Sabahları ayılabilmek için Beşiktaş'a gidip deniz kenarında oturur kahve içerdik. Beşiktaş'ı kıskanırdı. Sırf ondan daha çok seviyorum diye.. 

- Pekala.. 
- Çarşamba sabahı ?
- Tamam olur.
- Teşekkür ederim.
- Yapmam gerektiğine inandığım şeyi yapıyorum sadece.
- Peki. Çarşamba görüşürüz o zaman.
- Hoşçakal..


' Beni bekleme ' demek istedim.. 

diyemedim.

Ben gitmedim.
O da gelmedi.
gelseydi arardı.

Ölür gibi oldum çarşamba sabahı.
bi sigara yaktım.
Tanju Okan' ın Kadınım şarkısı çalışıyordu radyoda.

Kahvelerim hep yarım kaldı.

Çarşamba sabahlarını da hiç sevmedim o günden sonra.










5.1.14

Kesinlikle - Belki


Bazen içinize öyle sıkıntılar çöküyor ki , sonunuzu göremez oluyorsunuz. Anlık mutluluklarınız uğruna bütün hayatınızı alt üst edebilecek şeyler yapabiliyorsunuz.
Önceden güvendiğiniz birinin şimdilerde güven duygusunu haketmediğini anlıyorsunuz. Engel olamadığınız zaaflarınız bi yana, kendinizle baş edemiyorsunuz bile. 
Aptal olmanın verdiği gurur kırıcı durum, her an her saniye ben burdayım dercesine hatırlatıyor kendini. Başınızı yastığa koyduğunuzda en çok hatalarınız geliyor aklınıza. Defalarca pişman oluyor ve pişman oldukça başa dönüyorsunuz. 
Eskisi kadar masum olmayan duygularınız artık nostalji serilerinde boy gösteriyor. Hiç açılmayacakmışçasına çatılara kaldırılmayı hak eden kutularda saklanıyor.    Karanlıklar sahip çıkıyor size ait olan her şeye.
Gerçek olmasını istemeyeceğiniz şeyler yerine yaptığınız tercihlerle bir ömür geçirmeye mahkum ediliyorsunuz. Ediyorsunuz. 

Ne kadar idam edilen siz olsanız da arka planda size ait bir idam kararı oluyor. 

Mücadele etmeye alıştırdığınız bedeniniz bir anda tuzla buz oluyor. Sebepsiz yere yaptığınız onca şeyin keşkeleriyle yaşıyorsunuz. Beklediğiniz destek gelmeyince de müthiş hayal kırıklıkları kaçılınılmaz son oluyor. 

Yapmayın demeyeceğim
Ama
Yapmayın..