Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

24.4.18

Yapısal ve İşlevsel

Gerçekten sahip olduğunuz şeylerin, yaşamsal olarak size ait olduğuna mı inanıyorsunuz?
Yapısal olarak değişen onca şey arasında gerçekten değişim kaosunun içinde bulunmayacağınızı mı düşünüyorsunuz?
Eğer böyle düşünüyorsanız çok yazık.
Aidiyet duygusunu kaybetmiş toplumlarda diye başlamıyor ne yazık ki cümlem. Çünkü toplumsal olarak kaybedilen ya da kazanılan bir olgu değil bu. Tamamen kişisel. Tamamen sübniminal. Ne gördüğün değil, ne anladığın önemlidir her zaman.
Zaman ve aidiyet.
Zaman ve diğer her şey.
Kaybettiğin, kazandığın, unuttuğun, sinirlendiğin,mutlu olduğun, hissettiğin, belki de hissedemediğin ama var olan her şeyin kapalı kutusu.
Doğrusal bir düzlemde ilerleyen ve durdurulamayan.
Sahip olunamayan.
Her daim olan ama asla oldurulamayan.
Gerçekten de yaşadığımız şey kaos değil mi?
Zamanın içinde hapsolmuş, kendine olan aidiyetini bu küçük kutunun içinde kaybetmiş et parçaları değil miyiz ?
Sorulması gerekenleri soramadığımız için
ve hatta
Sorduğumuz soruların hiçbirine tatmin edici, gerçeklik algısını kavramlaştıran cevaplar bulamadığımız için böyle değil miyiz?
Gerçekten ne istiyoruz ?
Gerçekte istiyoruz ?
Her gün özgür olamayışımızdan yakınırken, ruhumuzu da aidiyet ve zaman içinde esir tutmuyor muyuz ?
Bağlanmak tutsaklıktır.
Peki ya aidiyet ?
Peki ya zaman ?

Ahlak felsefesinin içinde boğulup, kaybolduğu şey de tam olarak zaman değil mi zaten?



o yüzden ;
kaybettik.
kaybolduk.

28.9.17

Yazamıyorum.
İçim o kadar dolu ki
Söyleyemediğim her şey içimde kocaman oluyor
yine de
yazamıyorum.

17.12.16

Pusulasız Dolaşamam Ben Zamanda, Kaybolurum

Zamanla her şey değişiyormuş. Sadece mevsimler değilmiş değişen yine yanıldım. En çok insanları tanıyamıyormuşuz. En çok onlar yabancılaşıyormuş. Aksini umut etmiştim hep. Böyle olmamalıydı, ama engel olamadım.

Bir anda uzaklaşmasını kabullenemiyorum. O kadar uzun zamandır yabancıyım ki, artık ne konuşabiliyoruz ne de bir şey paylaşabiliyoruz. Evin bir köşesinde öylece duran, önceden hevesle sevilen daha sonra kolayca unutulan bir eşya gibi hissettiriyor bu durum. Duygu değişimleri, gerginlikler, tartışmalar, yaşanılan onca şey... Her şey o kadar çabuk oldu ki, yaz yağmuru gibiydi. Ara ara kendini gösterdi, sersemletti ve yerini bir zaman sonra üşüten bir kış yağmuruna, soğuk esen rüzgara bıraktı. Bunun sebebi yapılan hatalarsa da telafisi bu kadar zor olmamalıydı. Belki de imkansız. Söylenen cümleler, unutulmayan, asla unutulmayacak olan onca söz, günün belli saat dilimlerinde sürekli kulaklarımda yankılanıyor. Vicdanımın azapla mücadelesine terk edilmiş hislerle baş etmek o kadar zor ki... O da biliyordu bunun bu şekilde hissettireceğini. Her aklıma gelişinde kalbimin ne kadar acıyacağını, söylediği şeylerin her geçen gün kalbime bıçak gibi saplanacağını o da çok iyi biliyordu. " Bunun vicdan azabıyla yaşa bundan sonra " cümlesi lanetlenmiş gibi hissettirmişti. Öyle de oldu sanırım. İçimdeki sevgiden lanetlendim.

" Bir daha eski gibi olmayacak " derken tam olarak bu yabancılaşmayı kastediyordun sanırım. Korkmuştum. Ama kalbinin büyüklüğünden, vicdanından yana umudum vardı. Belki çok kızar ama geçer diye düşünmüştüm. Yine yanıldım. Geçmedi. Hala o günkü kadar korkuyorum. Günden güne daha da kaybediyorum sanki. Artık sarılmak yok, sıkılıp arabayla başıboş dolaşmak yok, beraber fotoğraf karelerinde yer almak yok. sabahlara kadar oturmak yok, şiir okumak yok, zamansız ve habersiz çekilen videolar yok, kahve diye gidip çay içmek yok, gece yemek yemeye gidip yarım bıraktım diye dünyanın lafını söylemek yok, şakalaşmak yok, beyin fırtınası yapmak yok, şarkılardan kaçmak yok... Yaptığımız hiçbir şey yok. Yapabileceğimiz şeyler de artık hiç olmayacak gibi.

Alışmak beter bir şeymiş. Sevmek daha da beter. Severken bunların başına gelmesi en beteriymiş. En berbat hissettirenmiş. Her gün biraz daha ölüyormuş gibi hissediyorum. Yabancılaştığını gördüğüm her dakika kalbime kazık saplanmış gibi hissediyorum. Paramparça oluyorum.

Ben,
Ben dayanamıyorum bu sessizliğe.
Kör ediyor,
Sağır ediyor,
Nefes alamıyorum.
Vicdanım, hissettirdiği onca şey boğazıma dolanmış bir ip gibi nefesimi kesiyor sanki.


Ben en çok sana inandım.
Yalnızlığımın içinde sakladım ben seni.
Sonra zamanın içinde kaybettim.

Oysa tek başıma kayboluyorum ben,
Gideceğim tek yer, varış noktam sensin.
Yönüm sensin benim çocuk,










8.10.16

Kahveniz mi bitti bayım?

Salaş bir hırkanın getirisiydi sanki hüzün. Kendiliğinden gelmiş, hatta hep var olan. Oysa sonbahar yapraklarının arasında arardım ben hüznü. Kurumaya yüz tutması anılardı benim için. Mecburiyetten eskiyen ama asla kaybolmayan, var olan algıların içinde kendine bir şekilde yer bulan ama görünürde olmayan... 
Çıplak ayakla yürüyormuş gibi hissediyorum yaşarken. Öylesine her şeyi hissediyorum ki, kirleniyorum sanki. Her adımımda biraz daha gerçeklik duygusu yerleşiyor içime. Oysa istediğim şey bu değildi. Sessiz sakin bir gölün iskelesinden ayaklarımın suya değişini izlemek istiyordum. Bekledim de. Belki o zamanlar gelir dedim ama olmadı. 
Zamanın içinde daha da kaybolmuş hissettim kendimi. Hiçbir şey olmuyordu, olmasını istediğim şeylerin de oluru yoktu. 
Bilir misiniz saçınızın arasından geçen rüzgarın yoksunluğunu? Kaybettiğiniz şeylerin arkasından bakamadığınız anlarda iç sesinizle kavga ettiğiniz oldu mu hiç ?
Tekrarı yoktu bu kavgaların belki ama yorgunluğu vardı. Kaybetmekten korkarak ettiğim kavgalardı. Hep bu yüzden yenildim. Yorgunluğum yenilgiden mi bilemedim hiçbir zaman. Saklaması zor oldu. Senelerin arasına gizleyemiyorsunuz bazı şeyleri. Yetmiyor günler, saatler, dakikalar.. Saklayamadığınız yerde ya anıların arasına sıkışıp kalıyorsunuz ya da kelimelerin. Kişilerin devreye girmesi gereken yerde en çok yalnızlığınız oluyor yanınızda. Sonra hiç eksilmeyen bir uğultuya bırakıyor yerini. Sessizlikle, onsuzluklar arasında kalmış gibi. Varlığını gerçeklikle, gerçeküstücülük arasında kaybediyor.
Sen mi kaybettin onca şeyi yoksa varlığına inandığın her şey aslında hiç yok muydu? 
Düşündün. 
Şimdi sen de hissettin aynı şeyi. 
Seni de korkuttu hissettiğin her şey.
Unutur gibi olursun, yeniden karşına çıkar, sonra yeniden gider... 

Eskiden hayallerim gerçeklerden çok daha iyi gelirdi. Rüyalarda yaşamak gibiydi. Devamını görebilmek için uyuduğun rüyalar gibi. Sen bağlamaya çalışırsın da o ip bir yerden sonra kopar. Ne uyuyabilirsin ne de uyuduğunda aynı rüyayı görebilirsin. 
Devamı olan şey rüyaların değil çocuk. 
Uyan. 
Onlar kurduğun hayallerin son durakları. 
Daha sonrası yok. 
Bir adım ötesi boşluk. 
Bir adım ötesi gerçeğin suratına çarptığı an. 
Saçlarının arasından o rüzgarlar geçmedi. 
Yapraklar senin düşündüğün gibi düşmedi yere.
Duyduğun şeyler uğultu değil, iç sesinle ve insanlarla olan kavgaların. 
Şimdi giy o kırmızı papuçlarını. 
Uyan ve gökyüzüne bak. 
Gerçeklerin ve hayallerin arasına nasıl sıkıştığını bulutlar anlatır sana.


Umutlarımız hep havada kalmadı mı zaten...






7.3.16

Zaman Sen Gibi

Bazen öyle bir an oluyor ki, ne ben ne istediğimi biliyorum ne de onlar... Çoğu kez bir çıkmazın içinde buluyorum kendimi. Çoğu zaman aşık olmaya beş kala. Ama en çok da duygularımı bastırmaya çalışırken buluyorum. Hayır diyorum bu sefer o sefer değil. Bu adamdan 2 yıl önce vazgeçmiş olman gerekiyordu, şimdi vazgeçemezsin onca çabandan.
Sonra dönüp bakıyorum ki aynı yerdeyim. Aslında ilk günkü gibi heycanım varmış hala. Hala içim titriyormuş adını duydukça. Sarılınca geçiyormuş her şey. Onun dışındaki her şey bulanıklaşıyormuş. Bunların hepsi olurken imkansızlık geçmiyormuş hiç. Bir şeyler hep imkansız kalıyormuş. Zamanmış tek geçen şey. Ne ilaca ne de zamana ihtiyacım vardı oysaki. Kalbimin atmasına sebep olan adamdı tek ihtiyacım. Nefes almama sebep bir o adamdı.  
Ne acıdır ki olmaz. Neye ihtiyacın varsa o olmaz. O yüzden şimdi kırmızı papuçlarımı giyip çıkmak istiyorum evden. Alışabileceğim, yokluğuyla savaşabileceğim bir yerde olmaya ihtiyacım.
Kaybedemem. Bu sefer olmaz.

Ve ben
Küçük bir kız çocuğu gibi yine korkak.
Yine elimde umutlarım.
Yine dizlerim aşktan yara.
Sen gel
Kalbim iyileşsin.