Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

3.11.15

Gülerken Gözleriniz Kısılmasın

Bazen düşünüyorum da en büyük yanlışı ben yapmışım sanırım.
Uçsuz bucaksız bir ormanda kaybolmuş gibi hissediyorum kendimi.Yolunu bulamayanlarla aynı havayı soluyorum sanki o ormanda.Her şey birbirine benziyor.Birkaç adımda bir duruyorum.Etrafıma bakıyorum.Kendi çevremde dönüyorum.Tanıdık bir yüz , bir ses arıyorum.Bulamayınca kendi başımın çaresine bakmam gerektiğini anlıyorum.Buraya kadar nasıl geldiğimi hatırlamaya çalışıyorum.Her şey kesik kesik.. Zaman kavramını yitirmiş gibi ne öncesini ne de şimdiyi hatırlayabiliyorum.Korkuyorum.Kandırılıyorum belki de.İnanmam gerektiğini düşündüğüm doğrularım var.Yanlışlanabilir olsalar da bunu yapıcak kimse yok.Yalnız demeye de dilim varmıyor.Öyle de değil aslında.Bulunduğum ortamın, durumun getirilerine maruz kalıyorum.Çaresizim.Elimden gelen şeyleri uygulamaya kalktığımda boşluğa düşüyorum.İster istemez kendimi suçluyorum.Çıkış yolları hep bir şeyler kaybettirir karşılığında.Buna hazırmıyım bilmiyorum.
Her başlangıcım bu sefer farklı olacak hevesleriyle başlayıp, yine mi şeklinde son buluyor. Yorulmuşluğun dışında korkum ön planda. İnsanlara olan güvenim pamuk ipliğine bağlı.
Birine güvenince, hiç bilmediğim bir ormanda kaybolmuş gibi hissediyorum. Ağaçlara çarpa çarpa yolumu bulmaya çalışıyorum. Bastırdığım onca duygumu bastığım yerlerde bırakıyorum. Umudunu kaybedip yere düşen yapraklar arasında kayboluyor geleceğe dair tüm planlarım, umutlarım, hayallerim.
Eskiden rüzgarlar saçlarımın arasından kayıp gittiğinde korkmazdım. Umudumdu her esinti. Şimdiyse en büyük tedirginliği yaşıyorum nefesime değen en ufak esintide.

...

Geçen gece uykumun olmadığımı fark ederek bir kahve yaptım kendime. Hiç tanımadığım biriyle konuşmak istedim. Yaptım da bunu. Hiç beklenmedik, hiç beklemediğim şekilde gece 1'den sabah 7'ye kadar konuştuk. Konuşabildik. Anlayabildim. Onun da anladığını düşündüm. O an için öyleydi belki de. Herkesten farklıydı. Kurduğum her cümlenin bir sebebi vardı uzun zaman sonra. Ve okuduğum her cümlenin - belki de o anın getirisiydi sadece - ince, tatlı bir naifliği vardı. Seçerek kullandım kelimelerimi. Onun hakkında, kimsenin bilmediği şeyleri merak ettim. Öylesine bir konuşmaydı başlarda. Sonra içimden geldiği gibi değil de , içimden o geldiği gibi devam etti konuşma. Bir an korktum. Sonra kalbimin uzun zaman sonra bu kadar başına buyruk çarptığını hissettim. Bütün bir gece dudağımda bir gülümsemeyle ellerimi üşüttüm. İlk defa nedensizce Ankarayı sevdim. Ve ilk defa nedensizce Ankara'dan nefret ettim.
Konuşma bitmedi. bitiremedim. Ben ki korkumdan, pamuk ipliğine bağlı güvenimden vazgeçip her şeyi yok saydım  o an. Belki dedim.. Belki bu sefer parmak uçlarım boşuna üşümemiştir. O gece parmak uçlarım üşüdü ama hayallerim ısındı, kalbim ısındı.
İlerleyen günlerde parmak uçlarım yavaş yavaş ısındı. Başardın dedim. Sen başardın. Bir zaman sonra ısınan parmak uçlarım tekrar üşümeye başladı. Korktum. Hayallerim üşüdü sonra. Korkuma tedirginlik de eklendi. Kalbim kalmıştı geriye bir tek. Her şey bitmesin diye kendimi zorladım. Kalbimi zorladım. Zorladıkça eskisinden daha fazla üşüdü kalbim. Artık Ankara'dan daha da fazla nefret eder olmuştum. ' Klasik ' kavramının alt başlığı şeklinde yaşadığım her şey bir kaç güne bitiverdi. ' Aynı ve yine' kelimeleri yakıştı o an ki duruma.

Yine yeniden üşüdüm.
ve evet, Ankara'ya karşı sadece nefretim kaldı günler sonra.


O günden sonra anladım,
Gülerken gözleri kısılan kimseyi bu kadar benimseyemezdim artık.


Günler sonra tekrar kahve yaptım kendime.
Bu sefer uyumak içindi.
Onu da sevemedim zamansız gelen her şey gibi.

Bana kalansa Hüsnü Arkan'ın naif ve asla bitmeyecek olan sesi oldu.


Böyleydi.




Böyle oldu.









24.10.15

Beklediğim sen değildin ama sendin

Hayat öyle bir yerde durdu ki, her şey tek bir kareye sığdı sanki. Son güldüğüm an, son ağladığım saniyeler, kızdığım, kırıldığım en son an sanki tek bir fotoğraf karesi gibi kaldı. Devamı olmayan anlar gibi kaldı. O an bitti yaşanılacak şeyler. O bitti. Ben bittim. Biz diye başlayan her şey zaten çok önceden bitmişti. Küçük bir kız çocuğu gibi savunmasız kaldım. Gördüğüm her fotoğraf karesi beni daha da çaresiz bıraktı. Beceriksizliğimin boy gösterdiği her dakika gözlerimde doldu. Nefesimde tükendi başkasına dokunduğun her an. Sonra yine olduramadığım geldi aklıma. 
Yine kendime kızdım.

İlk görüştüğümüzde saçlarımı okşadığın gibi hiçbir zaman okşamadığın geldi aklıma sonra. Uyuduğunda geçmesinden korktuğum için sayamadığım saatler geldi,
Parmak uçlarımı bileğine koyup " bak burası sen diye atıyor " dediğin avuntu cümlelerin geldi,
Gece yarısı uyanıp su dışında her şeyi içtiğin, 
Çok sevdiğin deri ceketin,
Çocuk gibi sevinerek aldığın botların,
Kızdığında, müzik dinleyerek uyuduğun,
Domatesi kabuğu soyulmuş yemediğin,
Asla ciddi bir şey konuşamadığın,
ve en çok da her gün yüzüme baka baka söylediğin onca yalan geldi aklıma.
Sonra ben, yine kendime kızdım.
Sırf sen,onu daha çok sevdin diye ben sana kızamadığım için kendime kızdım.
Sırf sen onun saçlarını hala okşuyorsun diye ben sana kızamadığım için kendime kızdım.


Kahve yaptım bu gün kendime.
Yanı başımda en sevdiğin şarkı çalarken,
Avuçlarımın içindeki parmak izlerini aradım.
Telefonum çalardı böyle zamanlarda ama çalmadı.
Uzun bir sessizlik oldu. 


Sessizliği, zamansız çalan kapı sesi bozdu. Ne kadar istemesem de kahvemi kenara koyup kapıyı açtım.

Beklediğim sen değildin 
ama sendin.

Saçların yine dağınık, eskiden de hiç sevmezdin saçlarını taramayı. Gözlerinde gece. Grinin kendini gösterdiği ruhun. Yine bir kadın yormuş ruhunu. Kalbin yine kırık. 
Sen daha fazla çaresiz hissetme diye sarıldım. Parmak uçlarımla sevdim saçlarını. 
Kalbinin kırıklarını nefesinde hissedince anladım. 

Gözyaşların omuzlarıma düştü.
Dayanamadım.

Kalbin üşümesin diye kendi kalbimi üşüttüm.
Sen yine sen olabilesin diye ben hem senden hem de kendimden vazgeçtim.



Ben yine küçük bir kız çocuğu gibi savunmasız kaldım.
Sonra yine kendime kızdım sana kızamıyorum diye.



...






" All the leaves are brown
And the sky is grey "









8.10.15

Kendimi Beklerim Oralarda

O kadar uzun zaman olmuş ki yazmayalı, kelimelerimi unutmuşum. 
Cümlelerimin yapısı değişmiş...
Uzun zamandır, yazmaya hiç bu kadar ihtiyacım olmamıştı belki de.
Nankör bi yazarmışım sanırım. 
Bunu da becerememişim.
Olmayan hiçbir şey gibi bu da olmamış. Bu da gitmemiş.
Gerçekten de bu kadar mıymış diye sormaya başladım kendime.
Önceleri yazmayı o kadar severdim, o kadar ki her fırsatta burda bulurdum kendimi.
Yazamıyorum artık. Cümlelerimi toparlayamıyorum. 
Ne zaman bloğu açsam hüznün en dolusu kaplıyor içimi.
Parmaklarım titriyor, gözlerim doluyor, nefes alışımda ki tedirginlik artıyor...
Harflere dokundukça sanki daha da artıyor her şey. 
Bir daha fazla,
bir daha kalabalık,
biraz daha üstüme geliyor kafamdaki, kalbimdeki her şey.
Bıraktım o yüzden yazmayı.
Bırakmak istemeye istemeye bıraktım.
Artık şarkıları kendimi duyamayacak kadar yüksek sesle dinliyorum.
İnsanlar konuşunca dinleyemiyorum.
Yeni biriyle tanışmak istemiyorum.
;En sevdiğim şeylerden nefret eder oldum.
İçim sürekli üşür halde.
Isınamıyorum.
Camlardan baktıkça midem bulanıyor, kafam daha da karışıyor yüksekleri gördükçe.
Gökyüzünden korkuyorum mesela.
Denizler ölüm kokusu gibi.
Kuşlar bile eskisi gibi uçmuyor. 
Duyduğum her ses sabah karanlığı gibi.

Belki daha sonra yine gelirim.
Kelimelerimi cümlelere yakıştıracak kıvama gelirsem tekrardan, 
sabah kahveleri 5 geçe yapılırsa yine...

Ben beklerim kendimi, oralara bir yere gelirsem.


yazımı kalemi güzel bir yazarla bitiricem.
hala kelimeleri güzel olan insanlar var.
kıymetlerini bilmek lazım.
yazarın diğer yazılarına da bakmanızı tavsiye ederim.
buyrunuz efendim.




aloha.